Siyaset ile ekonomi arasındaki sınırlar, 21. yüzyılda belki de hiç olmadığı kadar geçirgen. Hükümet kararlarının piyasaları bir anda altüst edebildiği, devletle yakın ilişkilerin stratejik avantaja dönüşebildiği bir dönemdeyiz. Seçim belirsizliklerinden dış politika hamlelerine kadar geniş bir spektrumda, şirketler sadece ekonomik verileri değil, siyasi sinyalleri de analiz etmek zorunda kalıyor. Bu yeni düzende, kimi zaman özel sektör figürleri kamu siyasetinin merkezine yerleşebiliyor. Örneğin Elon Musk—Tesla, SpaceX ve X gibi devlerin yöneticisi olarak—yalnızca piyasa aktörü değil, zaman zaman siyasi karar süreçlerini de etkileyen bir figür haline geldi. Trump yönetiminde kurulan Hükümet Verimliliği Departmanı’nın başına getirilmesi, bu yeni simbiyotik ilişkinin belki de en sembolik örneği.
Peki bu tür siyasi yakınlıklar, şirketler açısından gerçekten stratejik bir avantaj mı? Sabancı Üniversitesi’nden Bünyamin Önal’ın 2023 tarihli makalesi, bu soruya sistematik bir yanıt arıyor. “Politik bağlantılı direktörler, hükümet politikası belirsizken bilgi kanalı rolü oynar mı?” başlıklı çalışmada, Çin örneği üzerinden politik belirsizlik dönemlerinde şirket yönetimlerinde yer alan siyasi bağlantılı isimlerin bilgi akışı açısından oynadığı rol inceleniyor. Çin gibi merkezi kontrolün yüksek olduğu bir ekonomide, bu tür bağlantıların şirketlerin karar alma süreçlerinde belirleyici bir fark yarattığı gösteriliyor. Özellikle yatırım kararlarında, hükümetin olası adımlarını önceden sezinleyebilen şirketler, belirsizlikten daha az etkileniyor.
Şirketlerin korkulu rüyası: öngörülemezlik
Şirketlerin en büyük endişelerinden biri, geleceği öngörememek. Hükümet politikalarının ne yönde şekilleneceğinin bilinmemesi ya da sık sık değişmesi, yatırım kararlarından birleşmelere kadar birçok stratejik adımı etkileyebiliyor. PwC’nin yaptığı küresel anketler de CEO’ların en çok jeopolitik riskler ve politik belirsizlikler karşısında zorlandığını ortaya koyuyor. Peki, yönetim kurulunda siyasi bağlantıları olan isimlerin varlığı bu belirsizliği azaltabiliyor mu? Bu kişilerin içerden sağladığı bilgi akışı, özellikle büyük yatırım kararlarında yol gösterici olabilir mi? Bünyamin Önal’ın araştırması, devletin ekonomik alanda güçlü ve müdahaleci bir aktör olduğu Çin’de, siyasi bağlantıların şirketler için nasıl bir stratejik öngörü kapasitesi sağladığını ortaya koyuyor.
Kaplan Avı ve 18 Sayılı Kural: Çin’de Reformun Yankısı
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2012’de başlattığı yolsuzlukla mücadele kampanyası, yalnızca siyasi ve askeri elitleri değil, iş dünyasını da derinden etkiledi. “Kaplan avı” adı verilen bu kampanya kapsamında 200 binden fazla kişi soruşturuldu; yüzlerce üst düzey isim görevden alındı.
Bu çabaların önemli bir uzantısı ise, Ekim 2013’te yürürlüğe giren “18 Sayılı Kural” oldu. Bu düzenleme, Çin Komünist Partisi üyelerinin şirket yönetim kurullarında yer almasını yasaklayarak, politik bağlantıların yaratabileceği avantajları sınırlamayı amaçlıyordu. Sonuç: Yüzlerce yönetici görevinden ayrılmak zorunda kaldı.
Bünyamin Önal’ın araştırması, bu kritik dönemi ve elle derlenmiş kapsamlı bir veri setini kullanarak şu soruya yanıt arıyor: Politik bağlantılar gerçekten bilgi avantajı sağlar mı? Bulgular net. Yönetim kurullarında siyasi bağlantılı kişilerin bulunması, özellikle belirsizlik dönemlerinde şirketlerin önünü daha rahat görebilmesini sağlıyor. Bu da satın almalar ve birleşmeler gibi büyük kararların ertelenmesini gereksiz kılıyor.
Politik bağlantı ne sağlıyor, nerede duruyor?
Özel şirketleri kapsayan ve kamuya ait işletmeleri dışarıda bırakan araştırmanın dikkat çekici bir başka bulgusu ise şu: Hükümete yakın isimlerin sağladığı bilgi, yönetim kurullarındaki belirsizlik kaygılarını azaltıyor. Böylece piyasa göstergelerine anbean bakarak yön tayin etme ihtiyacı azalıyor. Ancak aynı etkinin Ar-Ge yatırımlarında görülmediği belirtiliyor.
Belirsizlikle başa çıkmanın yollarını arayan şirketler için siyasi bağlantıların rolü her geçen gün daha dikkat çekici hale geliyor. Bu ilişkilerin yalnızca zayıf demokrasilere özgü olduğu düşüncesi ise giderek geçerliliğini yitiriyor. Danimarka gibi kurumsal yapıları güçlü ülkelerde dahi, siyasi temaslar şirket stratejilerinde etkili olabiliyor.
Demokrasi gerilirken yol arayan şirketler
Economist Intelligence Unit’in 2024 Demokrasi Endeksi, dünya genelinde demokratik gerilemenin altını çiziyor. Çin, yolsuzlukla mücadele ile siyaset ve piyasa arasındaki bağı yeniden şekillendirme çabalarını sürdürürken; ABD’de ise siyasi gündemin şirketleri nasıl etkileyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor.
Küresel düzenin pusulası şaştığında, şirketlerin yönünü belirleyen şey çoğu zaman görünenden çok, görünmeyen ilişkiler oluyor. Bu da bize, sürdürülebilirlik, hesap verebilirlik ve şeffaflık adına dünyanın gidişatına dair pek parlak bir tablo sunmuyor.
Anahtar bulgular:
- Yönetim kurullarında siyasi bağlantısı olan isimlerin yer aldığı şirketler, belirsizlik dönemlerinde daha rahat yol alabiliyor; yatırımlarını ertelemek zorunda kalmıyor.
- Politik bağlantıları olmayan şirketler ise belirsizlikten çok daha fazla etkileniyor.
- Hükümetin olası adımlarına dair doğrudan bilgiye ulaşamayan şirketler, yönlerini borsa göstergeleri gibi dolaylı sinyallerle belirlemeye çalışıyor.
- Siyasi bağlantılı yöneticilerin görevden ayrılması, şirketlerin yatırım kararlarını etkiliyor; ancak Ar-Ge kararlarında aynı etki gözlenmiyor.
Makalenin tamamı için: Onal, Bunyamin, Do Politically Connected Directors Play an Information Role Under Policy Uncertainty?. Available at SSRN: https://ssrn.com/abstract=4243952
Etiketler Bünyamin Önal Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Veriden Değere Finans Yönetim kurulu Çin- Log in to post comments